İHH tarafından açtırılan su kuyuları temiz içme suyu bulma konusunda büyük sıkıntılar yaşamış halkın yüzünü güldürmüş. İnsanların dilinden dualar eksik olmuyor. Görmedikleri kardeşleri için bunca güzelliklere vesile olan Türkiyeli hayırseverlerin ne derece güzel bir çalışmaya imza attıklarına bizler burada şahit oluyoruz.  

Reşat Başer

Bangladeş, 150 milyonu aşkın nüfusu ve kilometrekareye düşen insan sayısıyla Asya kıtasının değil dünyanın en yoğun nüfusunun yaşadığı ülkelerden biri. Ülke, potansiyel bir afet bölgesi olması sebebiyle bütün sivil ve resmî kurumların çalışma alanı içinde yer alıyor. Bu özelliği nedeniyle Bangladeş aynı zamanda misyonerlerin çok rahat hareket edebildiği bir yer. Ülkede gayriresmî rakamlara göre 5.000.000 civarında yetim olduğu belirtiliyor. Resmî olarak bakılanların sayısının ise 12.000 olduğunu ifade ediliyor. Ülkede sel ve afetlerin yanı sıra insan eliyle oluşturulan felaketler nedeniyle de her yıl çok sayıda insan hayatını kaybediyor. Örneğin geçtiğimiz yıl komşu ülke Hindistan’ın bir gece bilgi vermeksizin Bangladeşliler uyurken açtığı baraj kapakları çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine ve evlerin sular altında kalmasına neden olmuştu. Yine elverişsiz koşullarda balıkçılık yaparken hayatını yitirenlerin yanı sıra, çok sayıda ırmağın bulunduğu ülkede alabora olan gemilerin altında her yıl çok sayıda insan can veriyor.

Bangladeş’e gidiyoruz

Yolculuğumuz öncesinde bölgeye dair ne kadar bilgi edinmiş olsak da uçakta hepimiz çok heyecanlıyız. Bangladeş uzun yıllardır İHH İnsani Yardım Vakfı’nın çalışma yaptığı bir coğrafya. Her seferinde farklı bir ekiple gidilen bölgede bu kez biz ihtiyaç sahipleri için çalışacağız. Çıktığımız bu iyilik seferinde kendimizi Peygamber görevlileri olarak addediyoruz. Ekibimiz Dr. Fahrettin Özkan, Eczacı Selan Sideli, Mimar A. Kadir Demirkıran, Araştırmacı Cemal Demir, Vakit gazetesi muhabiri Kemal Gümüş’ten oluşuyor. Hepimizin amacı yüklendiğimiz emaneti doğruluk ve istikamet üzere yerine ulaştırmak ve birbirini bu yönde uyaranlar ve yardımcı olanlar olmak. Uzun bir uçak yolculuğu sonrasında Dakka’ya varıyoruz. Türkiye ile Dakka arasında 5 saatlik bir fark bulunuyor. Sabah saat 09.00 itibarıyla bu kalabalık ülkenin misafirleriyiz artık.

Burada bizi Islamic Aid görevlisi Humayun ve Dr. Selim Bey ile kardeşi karşılıyor. Kalacağımız otele gitmek için yola çıkıyoruz. Dakka sokaklarında ilerlerken hiçbir trafik işaretine rastlamamak hepimizi oldukça şaşırtıyor; yolda en uygun durumda olan geçiyor. Ulaşım için kullandıkları üç tekerlekli arka kısmında yolcu taşımak için bir koltuk bulunan rikşalar ise tam bir karmaşa sebebi. Klakson kullanımı o kadar yaygın ki psikolojik olarak yol boş olsa dahi klaksona basmaktan alamıyorlar kendilerini. Buradaki insanların hayatı âdeta yollarda geçiriyor. Başka hiçbir ülkede 70 km’yi 10 saatte rahatsız olmadan gidemezsiniz. Otele vardığımızda bu uzun ve yorucu yolculuktan sonra biraz olsun dinlenebilme imkânı buluyoruz. 

Otelimize gelirken yol boyunca gördüklerimiz bizi ne zor şartların beklediğini lisanı hâliyle anlatıyor. Mihmandarımız Humayun, sakin ve gülümseyen hâliyle rahat etmemiz için elinden geleni yapıyor. Buradaki ilk görüşmemiz saat 15.00’te Türkiye Büyükelçisi Şakir Torunlar ile. Büyükelçi bizi çok iyi karşılıyor. İHH’nın bölgede yaptığı faaliyetleri yakından takip ettiğini belirten Torunlar, yıllar önce Kurtuluş Savaşı sırasında bizlere yardım eden Asyalı Müslüman halklardan olan Bengal halkının yaptıklarını tam olarak karşılamasa da, bugün bizlerin bu insanların yanında olmamızın önemini vurguluyor. Büyükelçi Torunlar, özellikle yetim çalışmalarının bölgenin geleceği için çok önemli olduğunu belirtiyor. Biz de İHH olarak ümmetin yetimlerinin nerede olursa olsun elinden tutabilmek üzere seferber olduğumuzu, Türkiyeli Müslümanların desteği ile Bangladeşli yetimlere her türlü yardımı sağlamak için çalışmalar yaptığımızı anlatıyoruz. Büyükelçimiz, bölgede yapılacak çalışmalarda bizlere destek olacaklarını ifade ediyor.

Akşam üzeri Bangladeş’teki kurban kesimlerini yapacak olan partner kuruluşumuz Islamic Aid’e misafir oluyoruz. Bizi bekleyenler arasında Cemaati İslami Bangladeş Başkanı Ghulam Azam ve Islamic Universitiy Dekanı Prof. Dr. M. Kurban Ali ve Islamic Aid görevlileri de bulunuyor. Türkiye gündemini ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek başlıyorlar söze ve İHH’nın Bangladeş’te özellikle son dönemde yaptığı çalışmalardan çok memnun olduklarını yetim çalışması başta olmak üzere benzer çalışmaların Bangladeşliler için ne kadar önemli olduğunu anlatıyorlar. Sıklıkla afet ve sellerin yaşandığı bölgede 5 milyonu aşkın yetimin bulunduğunu ve bunlardan sadece 12.000’inin devlet güvencesinde bakıldığını, kalanların ise akıbetleri hakkında malumatın olmadığını ifade ediyorlar. Kendi imkânları ile bakmaya çalıştıkları yetimlerin sayısının 6000 civarında olduğunu, yetimlere yönelik daha fazla çalışma yapabilmek için Müslüman Türkiye halkından ve konuya duyarlı Müslüman kardeşlerinden destek beklediklerini söylüyorlar.

Afetler nedeniyle zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren çok sayıda evsizin yanı sıra, zalim Burma devleti tarafından sınır dışı edilen Arakanlılar da Bangladeş’te yaşanan vahametin boyutlarını artırıyor.

Bayram coşkusu

Bayramın coşkusu burada da yaşanıyor. Bütün Dakka yollarda gibi. Sokaklarda adım atmak neredeyse imkânsız. Bangladeş kalabalık sokakları, açıkta imal edilerek satışa sunulan yemekleri vb. birçok yönüyle yıllar önce ayrıldığı Pakistan’a çok benziyor. Bizim gibi yabancı ziyaretçiler açısından buradaki meyveler ise bulunmaz bir fırsat. Muz, ananas, hindistancevizi vb. meyveleri ister bütün olarak ister sıkılmış olarak dilediğinizce tüketebiliyorsunuz.

Chittagong’a yolculuk…

Chittagong’a Chittagong’a gitmek için havaalanındayız. Saat 10.00’daki uçağımıza 10.30’da binebiliyoruz. İçerisi bizim belediye otobüsleri konforunda. Bizler bildiğimiz bütün duaları okumakla meşgulken diğer yolcular oldukça rahat görünüyorlar. Uçağımız şehirlerin üzerinden geçerken selden etkilenmiş çamur içindeki yerleri görüyoruz. Ülkede suyun bu kadar bol olması hayatı sadece pirinç yetiştirme ve su içinde yetişen ürünler açısından kolaylaştırıyor gibi.

Büyük bir liman şehri olan şehirde ticari hayat oldukça hareketli. Etrafta çok sayıda konteynır görüyoruz ancak bunların hepsinin Batılılara ait olduğunu öğreniyoruz. Bu insanlar işin sadece hamallığını yapıyor; yine bağı yemek Batılılara, sapının cefası ise bu mazlum diyara kalmış. Şehir merkezinde ilerliyoruz, gördüğümüz manzaralar iç burkuyor. Her yana dağılmış çöpler temizlik anlayışının yerleşmediğini gösteriyor. Şehirde trafik de tam bir arap saçı. Hiç bir trafik kuralının uygulanmadığı yollarda rikşalar trafiği iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Çarpılmamış araç görmek neredeyse imkânsız.

Chittagong’da çok sayıda Arakanlı mülteci yaşıyor. Bunlardan birisi de hayatını bu davaya adamış tarihçi Dr. Ahmed. Kendisinden Arakanlıların yaşadıklarını dinlerken gözlerimiz yaşarıyor. Bu süreç 1947’li yıllardan itibaren başlamış. Zulüm sanki Müslüman’ın takipçisi olmuş Burma’da Arakanlılar için. Yaşadıkları zorluklar onları mülteci olarak savurmuş bu diyarlara, kendi vatanlarına gidemez olmuşlar. Bu topraklardan takip etmek zorunda kalmışlar geride kalanların yaşadığı zulmü. Ancak yaşadıkları her türlü zorluğa rağmen ümitleri hiç eksilmeden devam ediyor. Bir gün mutlaka zulmün topraklarını terk edeceğini ve geri dönerek vatanlarına sahip çıkacaklarını söylüyor 80 yaşındaki Dr. Ahmed.

Cox’s Bazar a doğru yoldayız…

Arife günü sabah erkenden yola çıkma düşüncemiz ülke şartlarına takılıyor. Bize burada katılacak olan Wefa ekibi tüm çabalarına rağmen Dakka’dan uçak bulamadığından gecikiyor. Biz de kurban kesimiyle ilgili herhangi bir aksaklık yaşamamak için onları daha fazla beklemeden Cox’s Bazar’a doğru yola çıkıyoruz. Bangladeş’te de bazı Müslüman ülkelerde olduğu gibi Kurban Bayramı bizden bir gün sonra başlıyor.

Sanki bütün Bangladeş bayram arifesinde sokaklara dökülmüş, her yer alabildiğine kalabalık. Cuma namazı için mola veriyoruz. Camide bulunan çocuklar bayram sevinciyle bir anda etrafımızı sarıyor. Onlara beraberimizde getirdiğimiz İHH balonlarından hediye ediyoruz. Cuma namazı sonrasında hocamızın İslam coğrafyasındaki zulümlerin bitmesi için yaptığı duaya hep bir ağızdan “amin” dedikten sonra tekrar yola koyuluyoruz.

Yolumuz uzun olmasına rağmen yolculuğumuz zevkli geçiyor. Cox’s Bazar’a 20 km kala kirli su birikintileri arasında ilerlerken gördüğümüz bir cami ve medresenin yanında İHH gönüllülerinin açtırdığı bir su kuyusuna rastlıyoruz. Buradaki insanlar için çok önemli olan bu su kuyusu, sanki her dertlerine derman olmuş gibi. Bu samimi insanların dualarını alarak ve medreseye bir miktar nakdi yardımda bulunarak yolumuza devam ediyoruz. Bölgede İHH tarafından açtırılan bir diğer su kuyusu da temiz içme suyu bulma konusunda büyük sıkıntılar yaşamış köy ahalisinin yüzünü güldürmüş. İnsanların dilinden dualar eksik olmuyor. Görmedikleri kardeşleri için bunca güzelliklere vesile olan Türkiyeli hayırseverlerin ne derece güzel bir çalışmaya imza attıklarına bizler burada şahit oluyoruz. Bu hayırseverlerimiz hayırlarının karşılığını Allah katında bulunca ne kadar faydalı bir iş yaptıklarını muhakkak daha iyi anlayacaklar.

Bugün bayram bu diyarda

Kaldığımız otelden Teknaf’taki mülteci kamplarına doğru yola çıkıyoruz. Bir an önce kamplara ulaşmak ve bayram namazının ardından bize emanet edilen kurbanları keserek hak sahiplerine teslim etmek için acele ediyoruz. Gideceğimiz kampın hem uzak mesafede olması hem de yolların bozukluğu bayram namazına kampa yetişmemize izin vermiyor. Namazımızı yol üzerindeki bir köyde kalabalık bir cemaat ile eda ediyoruz. Teşrik tekbirleri semaya yükselirken, çocukların sevinci mutluluğumuz oluyor. Bütün köy bayram için bir araya gelmiş, herkesle bayramlaşıyoruz. Köylülerden bazıları kurbanlarını bir an önce kesmek için acele ediyor, onların bu hâlini görmek bizleri sevindiriyor. Biz de onların bu güzel telaşına engel olmamak ve kendi emanetlerimizi bir an önce sahiplerine ulaştırmak için yola koyuluyoruz.

Kamp girişinde büyük bir kalabalık bizi sevinçle karşılıyor. Kurbanlıklarımız da çocukların kuşatması altında bizleri bekliyor. Hazırlıkları tamamlayıp tekbirler eşliğinde kesimlere başlıyoruz. Kurbanlarımızı Cox’s Bazar bölgesindeki yedi faklı yerde kestikten sonra kurban hisselerini 25 bin aileye dağıtıyoruz. Kurbanlarımızla, son derece zor kamp koşullarında yaşayan bu insanlara biraz mutluluk ve biraz teselli vesilesi olmayı umuyoruz. Kamplardaki kötü koşulları iyileştirecek etkili bir çalışması olmayan BM ve kendi sorunlarını çözme konusunda dahi başarısız Bangladeş hükümeti, umarız en yakın zamanda bu insanların durumlarının düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunur. Bangladeş’teki kamplarda yaşam mücadelesi veren Arakanlı mültecilerin koşullarını iyileştirmek uluslararası toplumun en önemli sorunluluklarından biri.

Bizler üzerimize aldığımız kurban vekâletlerini Rabbimizin rızasına erişebilmeyi umarak, kurbanlarını bağışlayanlar adına kestik. Kurban kesimlerimizin ardından da Cox’s Bazar bölgesi Milletvekili Abdurrahman Badi’nin evine misafir olduk. Bizi güler yüzle karşılayan Milletvekili Badi, mütevazi evinde bizlere bayram ikramında bulundu. Biz de kendisine İHH’nın bölgede yaptığı faaliyetler hakkında bilgi verdik. İHH’nın çalışmalarını heyecanla dinleyen Abdurrahman Badi, bölgede bulunan yetimhanemize benzer bir başka yetimhane kurulması için kendisinin de bir arazi vereceğini ve çalışmalarında İHH’ya her türlü desteği sağlayacağını söyledi. Kendi bölgesi başta olmak üzere halkının çok mağdur olduğunu, insanların büyük çoğunluğunun eğitim imkânı bulamadığını, çeşitli nedenlerle çok sayıda çocuğun yetim kaldığını, ülkenin kendi içinde yaşadığı bu sorunlara ek olarak Burma’dan gelen Arakanlı mültecilerin de ülkede yaşanan sorunların çözümünü çok daha zorlaştırdığını belirtti. Mültecilerin sorunlarının çözümü için Burma hükümeti ile görüşmeler yapıldığını, fakat 2010’da seçimlerin yapılacağı Burma’da konunun seçim sonrasında değerlendirmek üzere ertelediğini ifade etti. Seçimde oy kaybetmek istemeyen siyasilerin Arakanlıları tekrar sınır dışı etmeye başlayacakları da bölgede edindiğimiz bilgiler arasında; ülkedeki sorunun çözümü için Türkiye ve diğer etkin ülkelerden destek bekliyorlar. 200 bin mültecinin her türlü imkândan mahrum bir şekilde yaşam mücadelesi verdiği ülkede, mültecilerin durumlarının iyileştirilmesi için gerekli girişimlerin yapılması zorunlu.

Yorgunluğu tatlı gelecek bir güne uyanıyoruz…

Sabah 07.00’de Cox’s Bazar Daru’l-İman yetimhanesine gitmek için yola çıkıyoruz. Değerli kardeşimiz Yakup Sağlam’ın elim bir trafik kazasında kaybettiği ailesi adına inşa ettirdiği yetimhanemizde yaklaşık 50 yetim kalıyor. Yetimlerimiz bizi büyük bir sevinçle karşılıyor. Türkiye’den kendilerine sahip çıkan Yakup ağabeyleri ve sponsor olarak kendilerini yalnız bırakmayan manevi ailelerine şükranlarını sunuyorlar. Bu birbirinden güzel çocuklara bayramlıklarını giydirmek bizlerin de bayramı bayram gibi yaşamamıza vesile oluyor. Mutluluktan gözlerinin içi gülümseyen yetimler yanımızdan hiç ayrılmıyor. Kestiğimiz kurbanları yetimhane bahçesinde ailelere dağıttıktan sonra ayrılık vakti geliyor. Çocukları yine tek tek gözlerinden öpüp ümmete hayırlı nesiller olmaları için dua ederek yetimhaneden ayrılıyoruz.

Jokaria bölgesindeyiz. Burada da 450 aileye kurban paylarını takdim ediyoruz. Bütün köy bizi karşılamaya gelmiş. Köyde yaşayan her fert için bir poşet hazırlanmış. Herkes sırayla kendisi için hazırlanan paketi alıyor. Köydeki yetim ailelerine de hayata daha sağlam tutunabilmeler,ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için iki dikiş makinesi ile iki rikşa hediye ediyoruz.

Köylülerin geçimi geleneksel yöntemlerle yaptıkları çiftçilik ve balıkçılığa dayanıyor. Köyde balıkçılık yaparken hayatını yitirenlerden geriye ise 100’ü aşkın yetim çocuk kalmış. Buradaki yetimhanede kalan 50 yetime bayramlık elbise hediye ediyor ve bir miktar nakdi yardımda bulunuyoruz.

Cittagong yakınlarında inşasına başlanan Wefa yetimhanesinin bir sonraki gelişimizde tamamlanarak yetimlerin burada en güzel şekilde yetişmesi için dualar ediyoruz; dualarımıza yetimler için emek sarf eden hayır sahiplerini de ekliyoruz. Böylece bölgedeki ziyaretlerimizi tamamlayarak Dakka’ya doğru yola çıkıyoruz.

Knulna yollarındayız...

Yetim çalışmaları bölgede yapılacak en hayırlı çalışmaların başında geliyor. Ümmetin emanetlerine sahip çıkmak ve Türkiyeli hayırseverlerden aldığımız emanetleri yerine ulaştırmak üzere yolculuğumuza devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde karşılaştığımız engin ırmağı geçerken gördüklerimiz burada insan hayatının ne kadar değersiz olduğunu belgeler gibi. Çarpılmaktan yanlarında yarıklar oluşmuş ve her santimetrekaresi dolu olan bu gemilerle araçlar, yük kamyonları ve yolcu otobüsleri ırmağı geçiyor.

Karşı kıyıda bizi partner kuruluşumuzun yetkilileri karşılıyor. Birlikte Togra Kâmil yetimhanesine gidiyoruz. Ancak yetimhanede kalan çocukların bayram nedeniyle yakınlarının yanına gönderildiklerini öğreniyoruz. Yeni inşa edilen yetimhanemizin son düzenlemeleri hakkında bilgi alıp, medrese öğrencileri ile akşam nazmını kıldıktan sonra otelimize dönüyoruz.

Bangladeş ve Arakan mülteci kampları için üzerimizde olan emanetleri yerlerine teslim etmiş olmanın sevinci ile buradaki 10 günlük vazifemizi tamamlıyoruz. 10 gün boyunca yaşadığımız bu mazlum coğrafyanın insanları, içinde bulundukları ağır koşullar nedeniyle hayata tutunmakta zorlanıyorlar. Bu mazlum ve mağdur insanlara yardımcı olmak için hepimize büyük görevler düşüyor. Genç nesillerin geleceğe en iyi şekilde hazırlanabilmeleri için bize düşen en önemli sorumluluk ise yetimlere sahip çıkmak. Bu bölgede yapılacak çok iş var. Müslümanlar, kardeşlerinin dertleri ile dertlenmedikçe hiçbir sorunun çözümü mümkün olmayacak. Bu zorlu zamanları ümmet olma bilinci ile hep birlikte aşacağımız konusunda şüphemizin olmaması gerekiyor. Bizler iyiliğe ve hayra vesile olanlar ile hep bu yolda olacağız. Rabbim istikamet üzere kılsın; samimiyetimizi bu dimağlarda diriliş vesilesi eylesin…